Bir kuşak için fakirlik, adaletsizlik ve kötü yönetim toplumsal bir meseleydi. Bir kuşak dediysem bizden önce tüm kuşaklar. Biz ise öbür kuşağız. Eski kuşak bazen abartır kişisel problemleri bile sisteme mal eder, toplumsallaştırmaya çalışırdı.
Bizim kuşak ise bireyselleştirme eğiliminde. Mesela fakirlik ve zenginlik bireysel veya en fazla ailevi bir olay. Hep beraber bile fakir olsak kötü bir yönetimin, adil olmayan bir düzenle devleti yönetenlerin sorumluluğu olduğunu iddia dahi edemiyoruz.
Eski kuşak patrondan kötü muamele görünce organize olur, mücadele ederdi. Bizim kuşak ise psikoloğa gider kötü muamelenin psikolojik etkilerini absorbe etmeye çalışır hale geldi.
Bu sebeple güncel siyasal meselelerle ilgili bir birliktelik ve ideoloji oluşturma eğilimi bizim kuşakta pek tutmuyor.
Devlet/hükümet hiç olmadığı kadar kutsanıyor. Kutsandıkça çözüm sunan bir aygıt olmanın dışına çıkıyor. Korunan ve şükredilen bir obje oluyor.
Bu şartlar altında birbirinin söylemlerini başka sözcüklerle veya bağırarak söylemeye çalışan 168 siyasi parti, var olan sisteme muhalefet etmeyi kenara bırakıyor.
50 üyesi olan partiyle 500.000 üyesi olan partinin aynı söylemlerde bulunması,aynı muhalif politikayı yürütmesi Türkiye’nin siyasi çıkmazı.
Kısmen de olsa kitleselleşebilmiş partiyle, kitlelerin haberi dahi olmadığı partilerin benzer siyasal hareketleri, sistemin tartışma dışına çıkarak kendini güçlendirmesi demek.
Devlet yönetimini kamu kaynaklarını fakire ve zengine dağıtmak sanan siyasetçiler fikri rekabeti bırakıp, siyasal söylem pazarından karışık çerez gibi aldıkları söylemleri şovmenlikle ve belagatla harmanlayıp kamu kaynağına çökme rekabeti yapıyorlar. Bu tam da demokratik yozlaşmadır.
Sadece bizde değil tüm dünyada böyle. Savaşların etkileri için bile psikoloji bilimine başvurmaya çalışılıyor. Koca bombaların yaptığı tahribat dahi bireysel bir travma gibi düşünülüyor.
Ne yapmak lazım?
Ülkemiz dünyada yaşanan tüm sorunların, savaşların politik ve ekonomik hesapların merkezinde. Dünyada yaşanan sistemsizliğe ve demokratik sistemlerin siyasi yozlaşmasına dair üretilecek fikir ancak Türkiye’de çıkabilir. Dünyada yeni bir sistem kurulmasını, bu kadar sorunun tamamını coğrafyasında yaşayan Türkiye ancak tüm dünyaya önerebilir.
Devrimci ve güçlü değişim söylemlerinde bulunabilecek ve bunun bedelini ödemeyi göze alabilecek partiler ve kadrolar Türkiye’nin önünü açabilir ve yeni bir uluslarası sistemin kuruluşunu sağlayarak Türkiye’yi bu yeni sistemin ortasına oturtabilir.
Çünkü ne içeride yaşadığımız ekonomik ve siyasal sorunlar bireysel, ne de dünyada yaşanan sistem krizi bir veya iki ülkenin çatışmasıyla ilgili.